top of page

Bir Hafıza Mekânı Olarak Sumud

Rabia Altuntaş
23 Haz
7 dakikada okunur

 20 Ekim 2023’de şehit edilen Filistinli yazar 

Hiba Kemal Abu Nada’ya…

 

SUMUD, gündemimize son birkaç hafta da girmiş olsa da Filistin tarihinde güçlü köklere sahip bir kelime. Sebat, direnişte kararlılık, sarsılmaz azim gibi anlamlara gelen Arapça kökenli bu sözcük, Altı Gün Savaşı (1967)’ndan sonra İsrail işgali karşısında siyasi ve kültürel bir duruşun temsili olmuş.

1948 Büyük Felaket, bu sürecin ana mihrakı. Nekbe’den sonra Filistinliler bir daha topraklarını kaybetmemek, evlerini terk etmemek için direnişin ağlarını sıkı sıkı örmeğe başlamış. Bu süreçte, Filistinliler aynı zamanda kendilerini her şeyi siyasallaştıran bir kültürel hareketin gelişmesine zemin hazırlayan yeni bir gerçekliğin içinde de bulmuşlar. Portakal, zeytin ağacı, hasat gibi tarımsal söylemler dahi siyasi bir söyleme dönüşmüş.

Altı Gün Savaşı’ndan sonra ise yüzlerce Filistinli göç etmek zorunda kalmış; İsrail geri kalanların da topraklarını terk etmeye zorlamış. Buna karşılık “yerinde kalma ve köklere tutunma” bir direniş biçimi olarak daha da güç kazanmış. Filistin Kurtuluş Örgütü de İsrail’in sessiz etnik temizliğine karşı toprakta fiziksel varlığı sürdürmeyi bir politika olarak benimsemiş. Böylece “sumud”, politik anlamda şekillenmeye başlamış; bir kavram olarak Filistin hafızasında yerini almış.   

Kavram, İntifada ve sonrasında geçirdiği evrelerle geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Sophia Richter-Devroe, Sumud’u sosyal bir pratik, gündelik ve şiddet içermeyen bir direniş biçimi olarak kavramsallaştırır. Bu sebepledir ki İsrail evleri tarumar eder, ağaçları, bahçeleri köklerinden söküp atar; Filistinliler tekrar ve tekrar yıkılacağını bile bile yeniden inşa eder, ihya eder, düzenler. Üzerlerine bombalar yağarken, okula, işe gider, zeytin toplar, tarla biçer, düğün yapar, gündelik hayata devam eder. Üretir, kültürünü aktarır, sanatını, nakışını, dilini, yemeğini koruyarak hafızayı diri tutar. Bütün bu sessiz direnişle haykırırlar: “BİZ BURADAYIZ. KÖKLERİMİZ BU TOPRAĞA SIKI SIKIYA BAĞLI HİÇ BİR YERE GİTMİYORUZ. HER ŞEYE RAĞMEN VARLIĞIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ.”

Ancak bu noktada Lisa Taraki’nin önemli bir noktaya dikkat çeker: Sumud neşenin ve eğlencenin münzevi şekilde reddini esas alan şiddete dayalı bir tavır değil; huzurun, mutluluğun merkezinde dayanıklılığın ve direnişin tezahürüdür. Hatta Taraki’ye göre bu pasif direniş ruhu, savaş ve çekişmeler karşısında hayatı dolu dolu yaşayan bu halkın efsanevi kaynağıdır. Adnan Musallam bu durumu şu sözlerle açıklar: “Varlığınızı göstermenin bir parçası da gülme yeteneğinizi korumaktır. Gülmek, bir savunma mekanizmasıdır. Gülüyorsunuz, sohbet ediyorsunuz, şakalaşıyorsunuz, böylece insan gibi olmaya devam edebiliyorsunuz. Tamamen karamsar olduğunuzda aslında ‘Ölmeye hazırım, artık yaşamak istemiyorum’ demiş olursunuz. Kendinizi insanlıktan çıkarırsınız. Mizah, ayakta durabilmek ve kararlı kalabilmek için çok önemlidir. ‘Ben buradayım ve kimse benim buradaki varlığımı inkâr edemez’ demenin bir parçasıdır.”

Bütün bu tanımlamaların ardından akla şu soru gelir: Sumud sıcak savaşa, şiddete karşı mıdır? Dar anlamıyla bakınca şiddete başvurmadan, yerinden edilmeye, göçe, toprağını terk etmeye karşı bir duruş olarak anlaşılır. Hatta bu yönüyle sumudu “sadece hayatta kalmaya odaklanan pasif bir direnişsizlik” olarak eleştirenler olmuştur. Ancak genel görüş, sumudun silahlı direnişin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğu yönündedir. Esasında sumud hayatta kalma, toprağa kök salma, gündelik hayatta direnişi sürdürme, kimliği-hafızayı koruma stratejisi olarak direniş ruhunu, sıcak savaş olsun olmasın diri tutmaktadır. Bu yönüyle toplumun psikolojisini her daim sıcak mücadeleye hazır hâlde bulunmasını sağlarken gerektiğinde silahlı mücadeleyle de yan yana yürümektedir. 

Şiddetli direniş ve pasif kabul arasındaki ince çizgide ilerleyen bu ruhu, Filistinli Avukat Raja Shehadeh “Üçüncü Yol” olarak tanımlar. Bu yol, “sürgün veya boyun eğici teslimiyet” ve “kör, tüketen nefret” arasında seçim yapmayı reddetmektir; ancak bir “samid” (sumudu benimseyen kişi) olmak bütün bir hayat boyunca günlük yaşamda bir sınavı vermektir. Bu anlam sumud, Zoughbi Zoughbi’nin ifade ettiği gibi “tek bir göstermelik eylem değildir. Bu sadece bir ağaç dikmek ve ‘Bu sumuddur’ demek değildir. Ağacın nasıl besleneceği, nasıl budanacağı, nasıl hasat edileceği, herkes için nasıl daha sağlıklı bir atmosfer yaratılacağı ile ilgilidir.”

 

***

Üçüncü bir yol olarak, İsrail’deki Filistinliler ise genellikle Sumud’u “kültürel direniş” olarak nitelendirir. Sturart Hall’ın dikkat çektiği gibi kültür burada iki şekilde anlaşılabilir. İlki insanların hayat tarzı olarak belirlediği değer, norm ve eylem kalıplarını ifade eder; ikincisi ise sanatsal yönden fiziksel bir fenomen veya eser anlamında kullanılır. Bu noktada Filistin edebiyatının kendisi; kültürü, hafızayı, dili, hikâyeleri koruması yönünden doğrudan bir direniştir, “sumud”tur. Eserde işlenen konular yönüyle (toprağa bağlı kalma, kökleri terk etmeme, gündelik hayatı resmetme vb.) de sumudun tezahür ettiği bir alandır.

Tarihi sürece baktığımızda, Filistin edebiyatının omurgası olan şiir, Nekbe’den sonra ulusal kimliğin inşasında önemli rol oynamıştır. Nijmeh Ali’nin ortaya koyduğu üzere bu dönemde şairler siyasi aktivistlerin ve liderlerin dile getiremedikleri satırlara döktüler; siyasi farkındalık ve bilinç geliştirmeye yardımcı olmuşlardır. Aşk, nefret, ölüm, doğum, aile gibi konularla bu konular iç içe geçer hâle gelmiştir.

Şiir festivalleri çok popüler olmuş ve dil âdeta bir silah olarak kullanılmıştır. İsrail, bu toplantıların yıkıcı bir eylem mi yoksa kültürel faaliyet mi olduğuna karar verememiştir. Bu dönemin edebiyat mahfilleri dergiler de genç Filistinli yazar ve okurlara bir merkez sağlamıştır. Bütün bunların neticesinde Gassan Kenefânî’nin kavramsallaştırmasıyla Direniş Edebiyatı ortaya çıkmıştır.

Nijmeh Ali’nin ifade ettiği üzere onun “İşgal Altındaki Filistin’de Direniş Edebiyatı: 1948-1966” makalesi Sumud’u tanımlamak için bir dönüm noktası olmuştur. Direniş edebiyatının dört ismi (Tevfik Ziyad, Semih el-Kasım, Raşit Hüseyin ve Mahmud Derviş) direnişin temellerini atmış ve İsrail’in kültürel gettosuna meydan okumayı başarmıştır. Rijke ve Teeffelen de 1948’de İsrail’in işgal ettiği topraklarda yaşayan Filistinlilerin, 1950’ler ve 1960’larda siyasi olarak olmasa da kültürel ve sanatsal olarak kendi sumudlarını ilan ettiklerini ifade etmiştir.

Bu anlamda direniş edebiyatı ve sumud arasındaki bağlantıyı yerine oturtmak gerekir. Direniş edebiyatı, siyonizmin ve politik söylemin bozguncu, yıkıcı yönüne karşı durarak kültürel direnişi öne çıkaran devrimci bir düşüncedir. Kenefânî bu durumu şu sözlerle ifade eder: “Silahlı kurtuluş mücadelesi siyasi ve kültürel çalışmalardan ayrı tutulamaz ve silahlı mücadeleyi güçlendiren ve nihai başarısını sağlayan şey tam da kültürel direniştir.” Bu yönüyle Filistin sürgün edebiyatının ağıt ve umutsuzluğuna karşı umudu, coşkuyu besleyen yönü; her türlü duruma rağmen teslim olmadan inatla direnmeye vurgular.

Direniş edebiyatı temelde edebiyatı doğrudan siyasal mücadelenin bir alanı olarak görüp eyleme dönük bir direniş anlayışını benimser. Bu yönüyle sumudun sessiz, içe dönük, pasif yönünü değil; sorumluluk alan, aktif, direnişçi yönünü yansıtmaktadır. Zira bahsedildiği üzere sumudun tek bir tanımı yoktur; farklı anlam boyutlarına, direniş yollarına sahiptir.

Sumudun tezahürlerine Kenefânî’nin öykülerinde de rastlamak mümkündür. Bu öykülülerde ağırlıklı olarak, toprağa bağlılık, kök salma, vatanı terk etmemek temaları ön plana çıkarken sorumluluk alan aktif direnişi destekleyen tavrı dikkat çekmektedir. Misal; “Hayfa’ya Dönüş” öyküsünde evlerinden ve bebeklerinden ayrılmak zorunda kalan ailenin 1967 yılında Hayfa’ya geri dönüşü sonrası karakterin ağzından dökülen “Hiçbir şeyi terk etmemeliydik. Ne Haldun'u, ne evi, ne de Hayfa’yı!” sözleri toprağa bağlılığın esas olduğunu ortaya koymaktadır. Şu sözlerde de aktif direnişin gerekliliğini yansıtmaktadır: “Hayfa'yı terk etmemeliydiniz. Madem bu mümkün değildi, bedeli ne olursa olsun bir bebeği beşiğinde terk etmemeliydiniz. Bu da mümkün olmadıysa, geri dönmeye çalışmaktan asla vazgeçmemeliydiniz. Bunun da mı mümkün olmadığını söylüyorsunuz? Yirmi yıl geçti! Yirmi yıl! Bu kadar zamandır oğlunu geri almak için ne yaptın? Yerinde olsam, sırf bunun için silah kuşanırdım. Bundan daha güçlü bir istek olabilir mi? Hepiniz zayıfsınız! Zayıf! Geçmişe dönüklüğün ve tutukluğun ağır zincirleriyle bağlısınız! Sakın bana yirmi yılı ağlayarak geçirdiğinizi söylemeyin! Gözyaşları eksik olanı ya da kaybedileni geri getirmez. Gözyaşları mucize yaratmaz! Dünyanın bütün gözyaşları birleşse de, içinde, kayıp çocuklarını arayan bir anne-baba olan küçük bir sandalı taşıyamaz. Demek yirmi yılını ağlayarak geçirdin. Şimdi bana bunu mu söylüyorsun? Senin sersem, kırık dökük silahın bu mu?”

***

Salma Khadra Jayyusi, edebiyatta rastlanan bu direnişçi sumud anlayışının zamanda değişim yaşadığını ortaya koyar. Ona göre Filistin şiirinin başlangıçta direniş mücadelesinin kahramanca sembolizmini yansıtır; ancak buna tepki olarak 1980'lerde anti-kahramanca, ağırbaşlı bir eğilim geliştirir. Bu değişim, Sumud’un genel olarak kahramanlıktan gündelik olana doğru anlam kaymasına benzemektedir.

Mahmud Derviş’in yazı hayatına baktığımızda bu değişimin izlerine rastlamak mümkündür. Erken dönem şiirin de doğrudan direniş, kolektif kimlik, çatışmacı ton baskındır. Misal; Kimlik Kartı (1964) şiirinde köklerinin zamanın doğuşundan, yılların başlamasından selvilerden, zeytinlerden otların yeşermesinden daha eskiye uzandığını ifade eder. Köklere, toprağa bağlığını ön plana çıkarırken “Kork benim öfkemden, kolla kendini.” satırlarıyla da direnişçi, fiziksel sebatının gerekliliğini vurgular.

Bu direnişçi söylem, sürgün hayatıyla değişime uğramaya başlar. Rehnuma Sazzad, şairin sürgün hayatında vatanıyla zihinsel ve hayali olarak bir vatan olarak mekânla daha da güçlü bir bağ kurduğunu belirtir. Hatta şiirlerinde kendisini sadık bir sevgili olarak görürken, kayıp vatanı sevgili olarak resmeder. “Ben âşık, vatan maşuk.” sözleriyle bunu aşikâr eder; “Filistinli Sevgili” şiirinde şair hayal dünyasındaki memleketin methiyeler dizer.

Derviş’in maşukunun duyduğu özlem, gerçekten uzak, nostaljik bir boyutta değildir; eserlerinde İsrail’in sürdürdüğü zulmü kimi zaman doğrudan kimi zaman metaforik bir dille anlatır. “Serhan” şiirinde halkının, baskı, zulüm, göç, toprağı terke zorlama gibi sebeplerden ötürü kültürel kimliğini yok edilme tehlikesiyle karşı karşı olduğunu ortaya koyar. Bu nedenle kalemiyle, geçmişte yaşanan dini ve tarihi olaylara yer vererek kültürel hafızayı canlı tutmaya çalışır.

Bütün bunları anlatırken karamsar, ümitsiz değil; umudu, gayreti besleyen bir üslup tercih eder. Sürgün döneminde yazdığı bir şiirinde bu durumu şu satırlarla yansır: “Yakında geçmişin hafızasından buğdayı hasat edeceksiniz. Ey Babil’in çocukları! Ey tutsak doğanlar! Yakında Kudüs’e döneceksiniz. Yakında büyüyeceksiniz. Yakında geçmişin hafızasından buğdayı hasat edeceksiniz.” Bu yönleriyle, Derviş’in sürgün dönemindeki şiirlerin görülen sumud, dahi aidiyeti, hafızaya, kültürü koruma yönünde vücut bulmaktadır.

Lübnan iç savaşı, İsrail’in Beyrut’u işgal etmesi şairin şiir hayatında belli bir duraksamaya sebebiyet verir. Bu sürecin ardından kendisi “işgalin belirlediği çevre ve şartlardan şiirini özgürleştirmek istediğini” belirtir. Ancak bu dönüşüm, yazarın Filistin direnişinden vazgeçmesi olarak değil; direnişin yönünü değiştirdiği şeklinde okunmalıdır. Çünkü Derviş, artık Filistin’i işgalin boyunduruğu altında resmetmek istememektedir; bu sınırların dışına çıkararak onu özgürleştirmek istemektedir. Bu sözleri, bu anlayışının bir yansımasıdır: “Şiirimizin normalleşmesi ve insanileşmesi lazım. Bizim ihtiyacımız olan şey bu. Benim görevim Filistin’in doğasını, manzarasını da efsanelerden ve tarihin yükünden kurtarmak. Gül hakkında yazarken gerçekten gül hakkında yazmak. Gülü gül olarak okumak ve öyle anlamak. Adonis’in kanı olarak değil.” 

Tam bu noktada şair, toplumun hafızasıyla birey arasında bağ kurmaktadır: “Kendimden başka kimse için, kimseyi temsil etmek için yazmıyorum ama zaten benim benliğim ve hayatım da halkın ve toplumun hatıra ve hafızasıyla dolu. Kendimi yazarken aslında onların tarihini de yazmış oluyorum.” Yazarın yazı hayatındaki bu değişim, Paris yıllarında yazdığı şiirlerde baskın olarak görülür; hayatının son dönemindeki eserlerinde ise kendine dönük, varoluşsal serbest konular dikkat çeker. Bu “beni ve vatanı” âdeta bir potada eritme döneminde sumud, vatanı içselleştirme, bireyi aşan kolektif hafızanın sürekliliği olarak ortaya çıkar.

Hülasa Rehnuma Sazzad ifade ettiği gibi Derviş bir ömür samid olarak yaşamış;  toprağa bağlı hikâyelerin korunmasını, günlük yaşamda direnişin devamını, hafıza ve geleneklerin diri tutulmasını, köklerin izini sürmeyi, acıya rağmen neşenin dinamik kalmasını, umutsuzluk karşısında kararlı olmayı mümkün kılarak Sumud’un farklı yönlerini şiir yoluyla canlı tutmuştur.

 

Kaynakça

Akşit, Eyup. “Mahmud Derviş’in Şiirinde Evreler-I.” Mizanü'l-Hak: İslami İlimler Dergisi, sy. 3, 2016, s. 13-36.

Akşit, Eyup. “Mahmud Derviş’in Şiirinde Evreler-II.” Mizanü'l-Hak: İslami İlimler Dergisi, sy. 4, 2017, s. 13-33.

Ali, Nijmeh. “Lifestyle of Resistance: The Palestinians in Israel”, Journal of Conflict Transformation and Security (JCTS): Vol. 6, no.2, p. 143-164, 2018.

Eliaçık, Zeliha. “Mahmud Derviş: Kelimelerden Bir Vatan.” Nihayet Dergisi, Ocak 2019, 78-89.

Halasa, Malu; Elgrably, Jordan (eds.). Sumūd A New Palestinian Reader. Seven Stories Press, 2025.

Hamdi, Tahrir. Bloomsbury. Imagining Palestine: Cultures of Exile and National Identity. London: Bloomsbury, 2022.

Rijke, Alexandra; Teeffelen, Toine van. “To Exist Is To Resist: Sumud, Heroism, and the Everyday”, Jerusalem Quarterly, vol. 59, Summer 2014, 86-99.

Sazzad, Rehnuma. “Mahmoud Darwish's Poetry as Sumud Palestinian Resistance to Israeli Occupation and Subjugation”, Interventions: International Journal of Postcolonial Studies, vol. 18, 2016, 359-378.

Teeffelen, Toine Van. Sumud: Soul of the Palestinian People. Bethlehem: Arab Educational Institute, 2011.


Yorumlar


Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olun

© 2026 Nev Hikaye, Tüm Haklar Sakldır

  • Instagram
  • X

Wixprof web tasarım

bottom of page