top of page

Tüm Müdahalelere Rağmen

Yazarın fotoğrafı: Oğuzhan Oğuzbey
Oğuzhan Oğuzbey
23 Haz
6 dakikada okunur

Keziban Soylu: Öncelikle tebrik ederim hocam. Bir yıl aradan sonra yeni bir kitap daha yayımladınız. Sonraki kitap masanızda mıdır, o da 2027’de gelir mi? Kitabı “Dile Gelenler” ve “Dilden Gelenler” olarak ikiye ayırmanızdaki sebebi merak ediyorum aslında. Tam olarak nedir bu “dile gelmek” ve “dilden gelmek” sizin için? Biraz tarif etmeniz mümkün olur mu?

Gökhan Yılmaz: Teşekkür ederim. Aslında hemen hemen iki yıl var son iki kitabım arasında. Bir sonraki kitabımın daha uzun sürede geleceğini düşünüyorum. Ben, genelde yeni kitabım çıktığında bir sonraki dosyaya çalışır durumda olurum. Elimde birkaç öykü olur muhakkak çalıştığım. İlk defa bu kitabım çıktıktan sonra yeni dosya için hazırlıksızım. Elimde notlardan, cümlelerden başka hiçbir şey yok. Gittikçe daha zor yazıyorum sanırım.

Kitaptaki bölümler, hikâyelerin nasıl doğduğuyla ve temel dinamikleriyle alakalı. “Dile Gelenler” demek; anlatılan, söylenen, hikâye olarak akan giden demek aslında. Bunlarda tastamam bir hikâyenin güçlü, temiz bir anlatısını oluşturmak istedim. “Dilden Gelenler”se yine akıp giderken dilden kuvvet alanlar, gücünü biraz da söyleyiş biçiminden alanlar demek. Bunlarda da dilin gücünü ön plana koyarak, farklı anlatım yöntemlerini de işe koşarak bir hikâyenin etrafını örmeye çalıştım. Çok kaba bir tarif oldu ama hemen hemen böyle. Okurun ne anladığını, bu bölümleri neye yorduğunu da ben sorabilsem keşke. 


Merve Çakır: Tüm Müdahalelere Rağmen beşinci öykü kitabınız, hayırlı uğurlu olsun. Bizim baktığımız yerden beşinci kitap bir eşik gibi görünüyor, sizce de öyle mi? Eğer öyle ise bu eşiği aşmak sizin için zor muydu merak ediyorum doğrusu. Bir de kitaptaki temaların evvelden işlediğiniz temalarla benzer olmasının sebebini sormak isterim. Tekrara düşme korkusu yaşıyor musunuz?     

Gökhan Yılmaz: Teşekkür ederim. Bu “eşik” duygusunu yoğun olarak hissettiğimi söylemeliyim. Aşmak için, dosyama çalışmak ve cümleleri cümlelere bağlamaktan, hikâye inşa etmekten başka bir şey düşünmemeye çalıştım. Yani kitap bir neticedir, aslolan cümlelerdir. Aceleye gelmesi, acemice olması en son isteyeceğim şeydi tabii ama bitmiş bir dosyayı bekletmekte de bir anlam görmedim. Dosya bana bittiğini söyledi, ben de inandım.

Temalarla ilgili söylediğin şeyi sıklıkla düşünüyorum. Kitabımda, bütün bütün daha önce hiç işlemediğim temaları işlediğimi söyleyemem ama her öykü biriciktir. Önemli olan metin bittiğinde iyi bir hikâye olduğuna kanaat getirebilmemdir. Öte yandan benim için çok yeni, çok farklı olan temalar da var kitapta. Mesela, “Balkonlardan Gelen Soğuk Hava Dalgası”, dile gelmesi ve dilden gelmesi anlamında ayrıksı bir metin bence.

Özetle, yazarken veya yazdıktan sonra, öncekilere benzedi mi acaba, diye sormak yerine bu iyi bir hikâye midir diye soruyorum kendime. Okurluğuma güvenirim, kendimin ilk okuru olmaya da.


Büşra Çelik: Hocam öncelikle Tüm Müdahalelere Rağmen hayırlı olsun. İlk kitaptan beri gördüğümüz dil ile kurduğunuz üst bir bağ olduğunu düşünüyorum. Kelimelerin esir aldığı yazarlar vardır. Onlara kelimeler hükmeder ve kendilerini yazdırırlar. Sizde ise beşinci kitapta da devam eden bir kelimelere hükmetme hâli var. Kelimeler sizin için âdeta bir oyun arkadaşı. Dil, sizden ne gelirse içinde eritmeye hazır. Dışarıdan bakınca gördüğümüz şey şu: Gökhan Yılmaz hikâyesini bulmuştur. Bulduğundan memnundur. Elimize size ait isimsiz bir öykü geçse bile bu öykü dili ve üslubuyla Gökhan Yılmaz’ın kaleminden doğmuştur diyebiliriz. Merak ettiğim de tam olarak bu aslında. Günün birinde ya da belki de hâlihazırda okuru bu konuda şaşırtacak bir hamle gelir mi sizden? Gökhan Yılmaz, kendi çemberinin dışına çıkar mı?

Gökhan Yılmaz: Teşekkür ederim. Aslında kendi çemberimin benim de dışımda bir şey olduğunu düşünüyorum. Yani yazdıklarım, en baştan bu yana düşünülürse, birçok değişim geçirdi, geçiriyor bence. Özellikle ilk iki kitabımla sonraki iki kitabım arasında ciddi bir kırılma var. Son kitabımda ise diğer dört kitabın bir karışımı, hülâsası, birleşimi var. Bunu da ilerleme olarak görüyorum. Benim için beşinci kitapta atlanması gereken eşiklerden biri de buydu belki. Kendim olmaktan vazgeçmeden kendimin başka bir hâlini de görebilmek, gösterebilmek. Bunlar, yazar olarak benim içimde olan süreçler, dönüp baktığımda gördüğüm şeyler. Kendimin ilk eleştirmeni olarak gözüme çarpan şeyler. O yüzden “benim dışımda” diyorum işte. Kelimelere inanıyorum, onların anlamında başka sesleri, ruhları olduğunu biliyorum. O yüzden her birini seçerken özen göstermeye çalışıyorum. Anlatmak ve göstermek dışında bir ruh da inşa ediyoruz yazarken.


Sebahat Meraki: Öncelikle yeni öykü kitabınız hayırlı olsun demek isterim. Kitap yeni olsa da ses aynıydı. Yani ufak tefek farklılıklar da olsa -ki her yeni kitapta bu farklılıkların olması çok doğal- biz yine Gökhan Yılmaz öyküleri okuduk. Ve bu öykülerin pek çoğunda da kadın seslerini dinledik. Zaten gerek işlediğiniz konular gerekse tarzınız nedeniyle bizzat hayatın içinden metinler kaleme aldığınızı düşünüyorum. Bu sefer ağırlıkta olan kadın karakterleri, güncel sorunlar ile anlatmanız da düşüncemi katmerledi. Bu düşünceyle özellikle kadınlar üzerine kaleme aldığınız metinlerin çıkış noktalarını ve kadın karakter yazarken bir erkek yazar olarak dikkat ettiğiniz ya da kaçındığınız noktaları sormak isterim. Bu soruyu sorarken yazar olmaklık zaten herkesin dilinden rahatlıkla konuşabilmektir diye düşünsem de kadın dilindeki başarınız beni yine de soruyu sormaya yöneltti. 

Gökhan Yılmaz: Teşekkür ederim. Öncelikle ben hikâyede işlevselliğin önemine inanıyorum. Anlatacağım hikâyede kişiler de zaman da mekân da dil de teknik de nasıl daha işlevsel olacaksa, hikâyenin bütününe nasıl en iyi şekilde estetik bir katkı sağlayacaksa ona göre şekilleniyor. Kitapta kadınların daha çok göründüğünün farkındayım, bu “hikâye icabıdır,” diyelim. Bu, işin teknik kısmı. Bir de öte yüzü var: hakikat. Bildiğim, gördüğüm hayatlar kadınların acılarıyla dolu sanırım. Ya da daha görünür olan mı demeliyim, bilemedim. Bir de şurası var ki ben hikâyenin bütününe bakmayı, dip köşelerini de okumayı severim. Kadınların daha çok göründüğü bir hikâyenin kıyısında köşesinde aslında başka birinin, söz gelimi bir erkeğin, bir babanın hikâyesi de görünsün, fark edilsin isterim. Kendi hikâyelerimi de hep böyle görmüşümdür. Aslında anlatılan hep bir başkasıdır. Bazen göstermemekle de göstermiş oluruz.

 

Oğuzhan Oğuzbey: Tüm Müdahalelere Rağmen adlı öykü toplamınızın edebiyat kariyerinizde ayrı bir yerde duracağını düşünüyorum. İlk iki kitabınızda biçimci bir anlayış ve daha sonra anlatınızın önündeki sislerin dağılmasıyla birlikte daha tahkiye eden metinler yazdınız. Son kitabınızda da bir öncekilerine göre daha “aşikâr olan” hikâyeler mevcut. Ama tam bu noktada bir taraftan biçime de kucak açarak kitabı dile gelenler ve dilden gelenler olarak ikiye ayırmışsınız. Bu noktada sizin de tecrübenizden istifade ederek devamlı kendime sorduğum, merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum: Öykü kendi biçimini mi bulur, yoksa biz mi onun “biçimini” zorlarız?

Gökhan Yılmaz: Öykü yazarken önce ikna olmam gerekir. Anlatacaklarımın önce benim içime sinmesi gerekir. Sonrası şevk, gayret ve arayıştır. Ne anlatacağımdan emin olduktan sonra ararım. Nasıl söylemeli, nasıl dile getirmeli diye düşünürüm, denerim, çalışırım. Tüm bunların neticesinde bir hikâye çıkar ortaya. Ama şunu da biliyorum ki bazen hikâye gelir, sokulur ve tekniğini de biçimini de fısıldar size. Bu da biraz hikâyeci gibi düşünmekle ilgilidir.


Sena Yığcı: Öncelikle yeni kitabınız hayırlı olsun hocam. Hacmi küçük ama oldukça derin bir kitaptı, keyifle okudum. Kaleminize sağlık. Özellikle “Bitimsiz” ve “Yürek Tarifi” hikâyelerinde, kahramanların yaşamla aralarındaki çatışmayı açıkça okuyoruz. Ama bana sorarsanız kitapta yer alan bütün öykülerin derdi aynı: Yaşamak. Yaşamakla derdi olan fakat ölmek, aldanmak, avunmak ya da oyalanmak arasında gidip gelen kahramanlara, anlara tanıklık ediyoruz kitap boyunca. Bu bağlamda şunu sormak istiyorum, sizin nezdinizde bu anların ve kahramanların bulunduğu bağlayıcı bir zemin, okura söylemek istedikleri ortak bir söz var mı? Varsa bunu nasıl, nereden okumalıyız? 

         Gökhan Yılmaz: Teşekkür ederim. Çok zor bir soru bu. Bir o kadar da kolay. Yazdıklarımın “canlı” olmasını önemserim. Yaşayan, gerçek, sahici kişilerdir benim kişilerim. Genelde de sessizlerdir, çok konuşmazlar. Belki de söylemek istediklerine müdahale edilmiştir. Kim, ne tarafından? Bizzat hayatın kendisi tarafından. Bu müdahalelere rağmen yaşamaya çalışan kişiler bunlar. Yani hayata rağmen hayatta kalmaya çalışanlar…

Öte yandan, ölümün nihaî bir trajedi olması ve yaşamın reddedilemez teklifi insanı mecbur bırakıyor. Yaşamaya, oyalanmaya, ölüm gelene kadar avunmaya. Hikâyelerini anlattığım kişiler ayakları yaşamak denen zemine basmak zorunda olan ama durdukları yerden de emin olamayan kişiler. İlk başta böyle bir acıları, çıkmazları var. Sonra, ölümü unutup kendilerini hayata kaptırdıklarında yaşadıkları acılar var. Bu kıskaçta tutunacak yer arıyorlar, cümlelerle hayata tutunmaya, bir hikâyecik olsun var olmaya çalışıyorlar sanırım.


         Şerife Saliha Bozoklu: Öncelikle tebrik etmek isterim, yeni kitabınız hayırlı uğurlu, bol okurlu olsun inşallah. Bir önceki eseriniz Boşlukdikeni’ni “boşlukta yaralananlara” ithaf ediyorsunuz. Bu ithafınızın ardından Tüm Müdahalelere Rağmen’i de “kurtarılamayanlara ve kurtulmak istemeyenlere” ithaf etmeniz ilgimi çekti. Öyküleri okurken bu detay hep zihnimdeydi ve bu iki ithafla iki eserde de yer alan öykü karakterlerini bir arada düşününce yarım kalan bir hikâyenin devamı izlenimi uyandırdı bende. Yani Boşlukdikeni’ndeki karakterlerin ruhlarındaki o derin “boşluk”lar daha doğrusu yaralayıcı boşluklar bu eserinizdeki karakterlerin hayatlarında da mevcut. Ve eserin ismi ile birlikte düşününce de tüm müdahalelere rağmen boşluğun açtığı derin yaralardan kurtarılamayanlar ve yine bu yaralardan kurtulmak istemeyenlerin hikâyeleri ile hikâye kaldığı yerden devam ediyor gibi. Bilmiyorum ne kadar doğru bir izlenimdir? Bu hususta ne söylersiniz? Ve eğer doğru bir izlenim ise bu bilinçli bir tercih midir? 

         Gökhan Yılmaz: Teşekkür ederim. Cevabı içinde bir soru olmuş. Tam da isabet olmuş. Aklımdan geçen, yoğun hissettiğim duygulardandı bu. Belki de tematik benzerliklerin sebebi de buydu. 

Bilinçli bir tercih midir, kısmına gelince ben yazmanın biraz karanlık bir süreç olduğuna inanıyorum. Her ne kadar kişileri, olayları, mekânları hatta teknikleri, dili düşünüp tasarlasak bile yazmanın varoluşsal anlamda bir belirsizlikler yumağı içinden zuhur ettiğini düşünüyorum. Dolayısıyla farklı bir bilinç/bilinçsizlik hâlidir diyebilirim.



  

 

 


Son Yazılar

Hepsini Gör
Büşra Çelik

Rabia Altuntaş: Düşlerinde Elma Kokusu’nun kapağını açınca beni tefekküre sevk eden bir ithaf çıktı karşıma: “Kalbini toprakta büyütenlere…” Toprakla anlatılmak istenen ne olabilir? Nasıl bir şey ki k

 
 
 

Yorumlar


Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olun

© 2026 Nev Hikaye, Tüm Haklar Sakldır

  • Instagram
  • X

Wixprof web tasarım

bottom of page