top of page

Pinokyo

Keziban Soylu
23 Haz
2 dakikada okunur

Bir özür borçluyum belki de sana. İşe önce bununla başlamam lazım. Onca mektubuna bir cevap vermeyerek ayıp etmiş oldum biraz. Yine de hak verirsin ki cevap hakkını esirgediğin bana, sen de bir özür borçlusun. 

Gide’in Angele’sini tercih ederdin biliyorum. Sana karşılık verecek bir mektup arkadaşı tasavvur etmedin sen. Cevap verebileceğimi de düşünmedin zaten. Hayaller âleminden seçtiğin bir genç kızın kanlı canlı gerçek olacağına da inanmazdın. Hayret edersin şu an belki de kendine daha çok güvenirsin. Metafizik sanırsın, bir edebiyat hadisesi dersin. Beni sen yaratmışsın, bir isim vermişsin ve ben aradan ne düşler aktıktan sonra canlanıvermişim. 

İlk önce hep cevabını aradığın o soruya yanıt vereyim. Ben, sen değildim. Sen Gide’e haset ederek tasavvur ederken beni, ben de Angele’ye haset ediyorum hep. Beni onun yerine koyduğun için en çok. Daha doğrusu o olmadığımı başıma kakmandan bıkmıştım. Ben, Angele de değildim. Sen de biliyordun ve amacın da buydu biraz zaten. Bana ve kendine bir Angele’nin yokluğunu anlatarak ona ne kadar ihtiyacımız olduğunu söylemek, söylenmek. Sürekli yakınmak. Sürekli anlattın ve bir cevap hakkı vermedin bana çünkü sana göre kadınlar ilmini bile bir ziynet eşyası gibi lüzumlu lüzumsuz çıkarıp çıkarıp göstermek isterdi. Bundan sesimi kıstın biraz. Hoş ilimden de anlamazdım ya ben.  

Şapkalı, döpiyesli o kadın değilim ben. Yanıt beklediğin o güzeller güzeli Angele’ydi. Kültürlü, görgülü olan, anlayan ve anlatabilen oydu hep senin için. Ama gerçek şu ki bir Angele yaratmak da sana göre değildi. Yapmadın, yapamazdın. Yazamazdın ona. Ne zihninin ne de düşlerinin sınırları buna izin verirdi. Çünkü sen benimle tanımlayabilirdin kendini. Kızıyorsun belki tam şu anda. Ne demek zihnim buna izin vermez? Öyle olmaz mı. Hep aynı şeye bakarsan o baktığın şey olmaz mısın biraz. Sen hep bana doğru baktın ve bir beni tanıdın. Angele’yi uzaktan uzağa bilmen neyi değiştirir. Sen de biliyorsun ki bilmekle tanımak aynı şey değil bu durumda. Birkaç odalı bir ev düşün, bu evin içinde dilediğini yiyip içebilirsin. İstediğin odaya girip çıkabilir, dilediğin gibi yaşayabilirsin. İşte böyle bir özgürlük ve esirlik hâli seninki. Hepimizinki. Doğduğun dünyaya, düşüncelerine. Bu evin içinde neyi denersen dene yeni bir şey yapamayacak ve hep aynı işlerle meşgul olacaksın sonra. Yeni bir şey kalmayacak. Yeninin de esirisin. Demiştin ya bir mektubunda “Keziban; kendi kendine esir olmamaya gayret et; fakat bunu düşünmeden yapabilirsen, yani düşündüklerinden kurtulmak fikrine de esir olmadan yapabilirsen, belki o zaman hür olursun. Ben esirim,” demiştin. İşte bana da esirdin ve Angele hep düşlerinde bir yerdeydi sadece.    

Şimdi diyeceksin ki madem bu kadar öfkelisin ne diye bunca zaman sonra yanıt veriyorsun bana. Öfkeli değilim müteşekkirim sana. Sadece bana oku diye ödevler verirken sen, Collodi’nin Pinokyo’suyla da tanıştım. Benziyor hikâyemiz onunla. Bir can bulmak istiyorum ben de onun gibi. Kim olduğumu anlamak için yazıyorum. Say ki bir edebiyat hadisesi olsun istiyorum. Verdiğin ödevler bir şeye değmiş mi, yetiştirebilmiş misin beni tanı diye yazmak istiyorum. Sen benim sesimi kısarak kendini anlayabildin ve tanımlayabildin, bu defa da ben kendimi tanıyabilmek için yazıyorum sana. 

Ama bu mektubu en çok da bana benzeyen ama tamamıyla ben olmayan biri için yazıyorum. İşte sadece bu kadar benziyoruz seninle.  

    


Yorumlar


Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olun

© 2026 Nev Hikaye, Tüm Haklar Sakldır

  • Instagram
  • X

Wixprof web tasarım

bottom of page