top of page

Althusser Bana da Adımla Seslensin (II)

Keziban Soylu
23 Haz
3 dakikada okunur

Üç eder Nurullah abi. Kim olduğumu bilmeye çalışmamın üçüncü mektubu bu sana. Kimlik bunalımı yaşamıyorum. Kendimi Pinokyo’ya benzetmem, senin bana bir isim vermen ya da Althusser’den kimlik dilenmem bir bunalımın göstergesi değil merak etme. Yürüdüğüm yolu bilmek istiyorum ben daha çok. Madem edebiyata armağan edilmiş bir ruhum diyorum, o zaman tanıyayım ve bileyim neyin nesidir bu iş. Hani “hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin?” Sen bilmezsin bu dizeyi. İsmet Özel’indir. Senin bilmediğin ama benim bildiklerimden bir şair. Muhakkak tanısan ve okusan sevmezdin. Althusser’i de sevmezsin kesin. Adını görünce nasıl benden pişmanlık duyduğunu, cevap verebilsen mektubunun ne ateşli olacağından eminim. Merak etme marksist açılımlar peşinde değilim. Okuyorum sadece Nurullah abi, okuyorum. Ama kötüsü, kimi okusam hak veresim geliyor. Belki çoktan marksistim bilmiyorum. Aramızda kalsın bu olur mu. Herkesi haklı bulma belası, demokrasinin bazı açmazları. Biçimcisine de hak veriyorum, dadasına da, marksistine de şahsiyetçisine de. Gençlikten midir bu? Ya da ilk gençlikten mi? Şu ilk gençlik lafı da beni epey rahatsız ediyor yeri gelmişken. Kendi yazı devrelerini hesap eden gençlerin bazı boş söylemleri. Neyse Nurullah Bey.

Geçen mektubumda “yeni sandığımız ne varsa ne kadar yenidir ki?” derken aslında kulağıma fısıldayan Althusser’di. İyi okumuşum ki sana adını söyleyebilme cesaretini gösterdim bu sefer. Hatta onun “İdeoloji” kitabını okuduğum sırada yanıma liseli bir genç kız geldi. -Buradan liseli bir genç kız olmadığımı anlıyorsun.- “Abla ideolojik yaklaşım ne demek, soruda geçiyor da.” dedi. -Buradan da ablalık kadar büyük olduğumu anlıyorsun.- Önce baya güldüm kızın yüzüne yüzüne. Sonra anlayacağı dilden söyledim bir şeyler. Ya senin gazabın ya Althusser’in ya Allah’ın gazabına diye düşündüm ki ikiniz de pek umrumda olmazsınız bu denklemde. Yeni sandığımız ne varsa ne kadar yenidir diye sorarken aslında demek istiyorum ki her şeyden ari bir edebiyat mümkün mü? Ya da mümkün işte yaptık biz derken ya yapamamışsak. Bir şeylerin edebiyattan ayıklanmış olmasını düşünmek, inanmak da saçmalıksa. Suyun içindeki balık gibi düşün. Yeni diye ortaya çıkmış çoğu şeyin hemen yakınında bir örneğini daha görmez miyiz. Bir başka devirde daha “ben yaptım” diyen aynısından, benzerinden yapmış olur. Yapmak fiiline takılma şimdi. Edebiyatın tekerrüründen kastım da buydu. İşte tam burada Althusser diyor ki (yani tam burada Althusser bir şey demiyor bağlamı ben kuruyorum.): “İdeolojinin dışında olup bitermiş gibi gelenler; gerçekte ideolojinin içinde olup biterler. Gerçekte ideolojinin içinde olup bitenler, demek ki ideolojinin dışında olup biter gibidirler. İşte, ideolojinin içinde olanlar da, yani sizler ve ben, tanım gereği ideolojinin dışında olduklarını sanırlar: ideolojinin ideolojik kimliğinin ideoloji tarafından pratik düzlemde yadsınması da ideolojinin yol açtığı sonuçlardan biridir: ideoloji asla ‘ideolojiğim’ demez, ideolojideyim (tümüyle kuraldışı bir durum) ya da ideolojideydim (genel durum) diyebilmek için ideolojinin dışında, yani bilimsel bilgide olmak gerekir.” Bunu aslında devletin ideolojik aygıtlarını temel alarak söylüyor Lois Althusser. Devletin ideolojik aygıtlarından biri de sanat eserleridir ki bunlardan biri de edebiyattır, sen de biliyorsun ki burada da süregelen devletin ideolojik yaratımıyla, aygıtlarıyla devamlı kendini yeniden üreten, üretecek olan sistemler, işleyiş kurulur. Bu sistem içinde doğduğumuz ilk andan itibaren de kendisine isim edinme hakkı sunulmayan birey, hep bazı aygıtlar tarafından isimlendirilir ve sistemin içindeki özneler hâline gelir. Yani ben, ben olduğumu sanarken bile bir başkasının bana işaret etmesinden, seslenmesinden dolayı o kişiyim. Birileri için bazı “öznelerim.” Althusser’in deyişiyle: “İdeoloji bireylere özne diye seslenir.” Üretilen her yeni eser de bunun pekiştirilmesi, yeniden yeniden üretilmesi için. İşte tam burada edebiyat için de diyorum, ben “yeni” diye bildiğim şeyin esiri hâline gelmişken, kafamı kaldırıp hiç etrafıma bakmazken, hâlâ ne kadar yeni sayılırım. Yeninin, yeni olduğuna beni inandıracak nedir?

Bazen paradokslarımda boğuluyorum senin gibi. Konuşup konuşup makul bir cevap buluyorum kendime bir şekilde. Doğruya en yakın makul bir cevap. İnandığım, hissettiğim bir cevap. Bu yüzden okuduğum şeyin yeniliğine inanmak çok zorsa bile sezisine, tesirine inanırım ben de. Yürünebilecek bir yolun kalmadığına mı inanıyorum? Hayır Nurullah abi, yani öyle olsa bile mesele yeni yollar değil mesele içine hapsolduğumuz, hapsolduğumuzu bilmediğimiz yollar. Daima yeniliğin peşinde koşturan, yeniyi ben buldum diyen yazar mesele. İman ettiğimiz o sözü değiştirelim. Her sanatkârın gayesi yenilik olmasın. Yeniliğin peşine değil gördüğünün peşine düşsün yazar. Bana yeniyi değil gördüğünü, o yolları nasıl yürüdüğünü anlatsın. O zaman kurtulmuş demektir, o zaman esir değil demektir. O zaman adını kazanmış demektir yazar. 

Bir de Nurullah abi, sana bunları yazarken bile yeni bir şey söylemediğimi biliyorum, farkındayım. Belki bir adım olur diye uğraşıyorum.


Yorumlar


Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olun

© 2026 Nev Hikaye, Tüm Haklar Sakldır

  • Instagram
  • X

Wixprof web tasarım

bottom of page