top of page

Modern Dünya İnsanının Makrokozmos Öyküleri

Yazarın fotoğrafı: Oğuzhan Oğuzbey
Oğuzhan Oğuzbey
23 Haz
4 dakikada okunur

Edebiyatımızın üretken ve özgün kalemlerinden birisi olan Güray Süngü’nün son eseri Makrokozmos Öyküleri Haziran 2024’te okurları ile buluştu. Ketebe Yayınları çıkışlı eser otuz iki hikâyeden oluşuyor.  

          Çağın hakikatlerine dikkat kesilen ve nabzını tutmada oldukça başarılı olan yazar bu eserinde modern toplumlar olarak nitelendirilen günümüz toplumlarına devasa bir ayna tutarak o aynada kendimizi izleme fırsatı sunuyor. Bir taraftan insanlığın kadim sorunlarının, günahlarının günümüz dünyasındaki yansımalarına eğilirken diğer taraftan yasak elmanın cazibesine bir kez daha kapılmak suretiyle insanlığın en kadim arzusunun, ölümsüzlüğün, peşine düşen insanın ardına düşerek bu arzunun yansımalarını kurmaca ile gerçeğin ince bir çizgi ile ayrıldığı öykülerinde ilmek ilmek işliyor. Bu amaca ulaşmak için önce geçilmesi gereken köprü olarak görülen, son zamanlarda ismini sıkça duymaya başladığımız, bir izm olan transhümanizmin ise hikâyelerinin odak noktası olduğunu söyleyebiliriz. Zira Süngü’nün hikâyelerinde karşımıza çıkan başta yapay zekâ çalışmaları, genler üzerinde yürütülen çalışmalar, laboratuarlarda üretilip kolayca tüm dünyayı etkisi altına alabilen mikroplar ve sonrasında piyasaya sürülen aşılar üzerinde yapılan biyoteknoloji çalışmaları, enformasyon teknolojileri alanında yürütülen çalışmalar olmak üzere tüm bunlar ve daha fazlası transhümanizm çatısı altında yürütülen çalışmalardır. İroninin hâkim olduğu hikâyeler bu çalışmaların beraberinde getirdiği dinî, ahlaki, siyasi, hukuki, sosyal, kültürel pek çok soruna ışık tutarken aynı zamanda medyanın yürüttüğü algı yönetimi ve manipülasyonun da yadsınamaz etkisi ile insanın doğaya, yaratıcıya, insana ve nihayetinde kendisine nasıl yabancılaştığına farklı boyutlardan bakmaya davet ediyor. İnsanlığın içinde bulunduğu bu vaziyetin ise gerçek mutluluğu getirip getirmediğini de sorgulamaktan geri durmuyor ve tuttuğu bu devasa aynada insanın kendisine çekidüzen vermesine yardımcı olabilecek hikâyeler ile gün geçtikçe daha fazla silikleşen ama oralarda bir yerlerde hâlâ durmaya devam eden özünü hatırlamaya davet ediyor. Yazarın Kozmosa ve eşref-i mahlukata ithaf ederek başlayıp, “Ben böyle sonsuza kadar devam edebilirim. Ama bence siz farklı bir şey yapın ve bu ekranı kapatın artık.” sözleri ile noktaladığı bu kıymetli eser modern dünyanın insanlarına çok şey söylüyor. Muhatabını bulması temennisiyle…

 

İbrahim’in Kaybettiğini Aramasıdır: Uzakların Yankısı

         Emine Batar, Uzayan Gölgeler, Düğün Daveti, Islıkla Çağrılan, Turuncu Ölüm, Karanlık Rüzgâr, Duvar Örmek - Hüseyin Su Kütüphanesi eserlerinin ardından Haziran 2024’te Dergâh Yayınları’ndan çıkan Uzakların Yankısı isimli uzun hikâyesi ile yeniden okurları ile buluştu.

Batar’ın üst kurmaca tekniğini başarılı bir şekilde kullandığı on başlıktan oluşan bu eser, okuru kahramanı İbrahim ile birlikte bir arayışa çıkarıyor. Bu İbrahim’in kaybettiğini aramasıdır; kaybedilen ise İbrahim’in ta kendisi. Zira insan belki de en çok kendisinin uzağına düşen bir varlık; uzaklaştıkça, mesafe arttıkça öyle bir an geliyor ki kim olduğunu dahi unutabiliyor, hatırlamakta zorlanabiliyor. Batar’ın kahramanı İbrahim de yıl yıl, ay ay ve nihayetinde gün gün kendinden uzaklaşmış, uzaklaştıkça da kendisine yabancılaşmış, yabancılaştığı benliği ile ise ne bir olabilmiş ne iki kalabilmiştir. Bir gün uzaklaştığı tüm bu şeylerin sesi bir fısıltıya dönüşerek yankılanır. “Hatırla” diyen bu ses kahramanı ruhunun derinliklerinde bir kazıya çıkarıyor. Kazdıkça burnuna gelen köyünün toprağının kokusu ile birlikte birçok hazine de gün yüzüne çıkıyor: Onur, merhamet, sevgi, hoşgörü, misafirperverlik, yoksulluk ve daha nicesi. Batar “Hatırla” diyerek başlayan eserini “Unutma” başlıklı bölüm ile noktalıyor. Bir röportajında “Edebiyatın şifa olmasından ziyade yarayı görünür kılması, anlamlandırması, ona bir elbise giydirip somutlaştırmasından bahsedilebilir.” diyen yazar bir taraftan edebiyat dünyasının içinde bulunduğu sorunları ustalıkla kurgu ile harmanlarken diğer taraftan insanoğlunun yaralarını, unuttuklarını bir nebze olsun görünür kılıyor. Ve modernitenin diktesi ile hızlanan, hızlandıkça da benliğinden, özünden, köklerinden her geçen gün daha fazla uzaklaşan günümüz insanının kulağına da bir nevi “Hatırla” diye fısıldıyor. Okurunun bol olması temennisiyle…     

 

Hikâyeler İnşa Eden İnsanın Unutulmuş Hikâyeleri

         Mukadder Gemici’nin hikâyedeki uzun yürüyüşü Haziran 2024’te okuyucu ile buluşan beşinci hikâye kitabı Unutulmuş Hikâyeler ile devam ediyor. Dergâh Yayınları’ndan çıkan eser yedi öyküden oluşuyor.

         Kitaba ismini veren ve hacimce de kitabın yarısına karşılık gelen ilk hikâyesi Unutulmuş Hikâyeler’de Gemici, “Camdan dışarı baktı, yazacak ne çok şey vardı şu hayatta… Var olduğundan beri hikâye doluydu şu koca dünya.” diyerek okurlarını bir taraftan genç bir kadının hikâyesine konuk ederken diğer taraftan onun gözüyle farklı hikâyeleri izleme fırsatı sunuyor. Her hikâyenin biricikliğinin altını çizerken aynı zamanda modern çağın hızına ayak uydurma çabası yüzünden ıskalanan yaşamlara ışık tutarak insanın en çok kendi uzağına düşebileceğine dikkatleri çekiyor. Eserde yer alan diğer hikâyeleri okurken ise hem genç kadının hikâyesine hem de onun gözünden şahit olduğumuz yaşamlara açılmış bir parantez düşüncesine kapılmak mümkün. Zira genç kadının ailesi ile olan ilişkisi “Gergedan” hikâyesindeki küçük kızın içinde bulunduğu ruh hâlini, onca insanın içinde yalnızlığını anımsatıyor. “Trafik, Ölmeyen Balıklar ve Kaybolan Yüzler” hikâyelerinde ise yine ondan izlere rastlanırken yolda karşılaştığı insan manzaralarına biraz daha detaylıca eğildiği düşüncesine kapılıyor insan. Kendinden uzaklaşan insanın başkaları için yaşamaya başladığını ve başkalarının hikâyelerinin peşine düştükçe de kendi hikâyesini unutup yüzünün gittikçe nasıl kaybolduğunu; bir fanusun içindeki balıklar gibi dönüp durduğunu, trafikte sıkışan insanlar gibi hayatın içinde sıkışıp kalıp farkında olmadan kendi kıyametini bekler hâle geldiğini resmediyor. Her ne kadar hikâyelere hüzün, karamsar bir bakış hâkim gibi görünse de yine Unutulmuş Hikâyeler’de bu hâl dengeleniyor ve hikâyenin kahramanının kalemi yeniden ele alması ile umut tazeleniyor. Onun özelinde “İnsanın kendi hikâyesini yazması lazım değil mi, yoksa ziyan olmaz mı?” diyerek de okura bu yönde göz kırpmayı ihmal etmiyor. Ayrıca, “…yoksa aslında o mizah vardı da bir Hüseyin Rahmileri mi yoktu bunları yazacak? Yani yaşayan, şehrin yollarını, yolcularını, hallerini konu edinecek yazar mı yoktu aslında?” diyerek yazarları da edebi şahitliğe davet eden eser, daha çok okura ulaşmayı fazlası ile hak ediyor.


Yorumlar


Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olun

© 2026 Nev Hikaye, Tüm Haklar Sakldır

  • Instagram
  • X

Wixprof web tasarım

bottom of page