top of page

RE'SEN EDİTÖR

  • Yazarın fotoğrafı: Oğuzhan Oğuzbey
    Oğuzhan Oğuzbey
  • 6 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Utanç Verici Çocukluk Arkadaşım - Bartu Çay

Dünyanın tüm hikâyeleri, olanları daima uzaktan izleyen bir yazarın düşlerinden doğar. Binlerce ilham perisi göklerin bulanık diyarlarından iniverir. Leylekler onları yanlışlıkla çığır açacak kitapların yazarlarına dağıtır. Kimin nasibineyse. Bu kitaba bir ilham perisi düşmemiş. Yazar uzaktan izlerken olanları, tüm dikkatini hikâyeye vermiş bahtına bir peri düşmemiş. 

Ama neyse ki biz ilhama ve tarihe inanmıyoruz. Biz tarihle gerçeğin arasında, arafta olmayı seviyoruz. Bu yüzden bekliyoruz Araf’ın kapısında. Yazar burada anlatacak her şeyi. Perisiz ve ilhamsız bu iş nasıl olursa öyle gezeceğiz hikâyenin atlasında. Ta ki rüyanın çemberinden geçene kadar.

Atay yaşasaydı nasıl yazardı boşverin şimdi. Cennette kaldı o. Bize bugünün “genç yazarı” lazım. Kapının sağında Hızır var. İleride ellerini açmış Marco Polo. Ölü yazarlar bir şeyler fısıldıyor olsa da kendi şans anlarını yaratan bir anlatıcı var karşınızda. Atay için açmadınız, Perec için açmadınız. Farkındasınız. O yüzden Yıldızeli’nden başlıyor savaş. O yüzden alt katın sesleri geliyor kulağınıza: Son çaresi uzman çavuşluk olanlar, megalomaniden kafayı yiyenler, ergen zorbalar, bitcoinciler, Nedim gibi tahrifçiler, zavallılar… Onlar yerine utandığınızda kafayı gömmeden yazara kulak verirseniz, derinizin altındaki iyi okuyan bir yazarla karşılaşabilirsiniz. Tam “genç” derken “hayat adamı” olduğuna inandırabilir sizi. Neden bazı önemli olaylar Nedim gibi önemsiz insanların başına gelir mesela? Neden okuyan İç Anadolulular entelektüellik hastalığına tutulur mesela? Ya tahrifçilik inandığımız ve kabul ettiğimiz şeyin kendisiyse mesela. 

Şakanın büyüsüne kapılmadan yazarı dinleyin. Olur da kazara tarihe geçerse bu kitap, perilerden daha önemli bir şeyler var demektir. Ya ilk elin şansına ya yazarın kerametine...



Hikâyeyi Hatırlıyorum – İbrahim Gül

Her ne yazılıyorsa şu âlemde, sen gideni hatırla diye yazılıyor kari. Bir belaya tutulmuş ki yazar ya hatırlanmazsam diye kuruntularla kıvranıyor. Hatırla, anımsa, adını an. Çünkü sen ne kadar anarsan o da o kadar yaşayacak. 

Nasıl başladığını biliyorsunuz hikâyenin. Dizilmiş kahramanlar, sıralanmış olaylar, hallolup kapanmış düğümler ve defterler. Aşina olduğunuz yollar, evler, insanlar. Daha ne istersiniz? Hatırlamak için en güzel yol aşinalık. Ama bazen unutuyor yazar. Halesini çekmeyi unutuyor tüm o anlattıklarına. Mekânı saran şey nedir, kahramanı saran, hikâyeyi pamuktan bir yumağın içine alan, almaya gücü yeten tesiri unutuyor. Tanırsınız ve bilirsiniz hikâyeyi ama tesiri nedir size? Tertemiz bir dil, hikâyeyi kalıcı kılmaya yetmiyor işte.

Yazar iyi şeyler vadederken kitapta size, kendine haslığı unutuyor. Bazen iyi bir filmden çıkmak gibi olur. Olması gerekir. Görüntüler, hisler ve size yansıyan bir şey yoksa çıktığınızda adını niye anacaksınız yazarın. Onu nasıl yaşatacaksınız.      

Atmosfer denen o hale asıl yaratan şeydir hikâyeyi. Kahramana ruh üfleyen odur, mekâna can veren, zamanı bilen ve işleyen odur. Ruh üflenmeden can bulur mu. Ruhsuz bir hikâye hatırlanabilir mi. 


Yorumlar


Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olun

© 2026 Nev Hikaye, Tüm Haklar Sakldır

  • Facebook
  • Twitter

Wixprof web tasarım

 
bottom of page