top of page

Fast-Food Kültüründe Beğeni ve Edebiyat | Şerife Saliha Bozoklu

Yazarın fotoğrafı: Nev Hikâye
Nev Hikâye
7 gün önce
5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 6 gün önce

Modern toplumun başlangıcı olarak görülen Rönesans ve Sanayi Devrimi ile bilim-teknik alanında yaşanan ve devamında katlanarak gelen olaylar günümüz dünyasının şekillenmesinde kilit rol oynayan gelişmelerdir. O günden bugüne maddi anlamda pek çok ilerleme kaydedilse de hayatlarımızda radikal değişimleri de beraberinde getirmiştir. Sanayi Devrimi sonrasında insanlar kendilerini zorlu şartlar altında uzun süreler çalışmak durumunda kaldıkları bir sistemin ortasında bulurken sonrasında yaşanan savaşlar neticesinde erkek iş gücündeki azalma, sistemin kadınların da iş hayatına çekilmesi üzerine yeniden yapılandırılmasını gerekli kılmıştır. Bunun neticesinde ise yoğun ve yorucu iş hayatına maruz kalan insanlar hızlanma baskısının da etkisiyle kendi yaşam standartlarını oluşturmuş, hızlı yaşam pratiklerini talep eder olmuş ve beğeni standartları da bu yönde şekillenmeye başlamıştır. Sosyolog George Ritzer ortaya çıkan bu yaşam tarzını “Toplumun Mek Danıldlaştırılması (McDonaldlaştırılması)” olarak kavramlaştırır ve aynı isimde bir eser kaleme alır. Çalışmasının ilk bölümünde kitabın sadece Mek Danılds (McDonald’s) hatta fest-fud (fast-food) sanayisi hakkında olmadığını vurgularken eserin asıl çıkış noktasını şu sözlerle ifade eder, “fest-fud restoranlarının temelindeki ilkelerin, Amerikan toplumunun ve dünyanın geri kalan kısmının gitgide daha fazla kısmına egemen olma süreci.” Zira “MekDanıldlaştırılma yalnızca restoran sanayisini değil, eğitim, iş, sağlık, seyahat, zevk, rejim, politika, aile ve toplumun tüm diğer özelliklerini de etkilemektedir.” (Ritzer, 2011, s. 23) 1955’te isim satma yöntemine başlayan firma 1993’ün sonlarına doğru dünya çapında yaklaşık 14 bin restoran açmıştır. Bu ülkeler arasında geleneksel yemek kültürü oldukça zengin ülkeler de yer alır. Firmanın bu derece başarı sağlamasının ardında ise dört boyut/ilke dikkat çekiyor; verimlilik, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik ve denetim. Bunlardan ilki olan verimlilik, tüketici açısından, açlıktan doyuma geçmenin en pratik ve “iyi yolu” anlamına gelirken hesaplanabilirlik bir yiyeceğe ulaşılabilen “zaman” boyutunu kapsıyor. Her iki boyutun da detaylı ele alındığında hızlanmanın karşısındaki pürüzlerin/olumsuzlukların ortadan kaldırılması, bu tamamen mümkün olmasa da minimuma indirilmeye çalışılması ile ilgili olduğu görülecektir. Ritzer’in vurguladığı gibi MekDanıldlaştırmanın sebep olduğu “hızlı tüketim” sadece yeme-içme kültürü ile sınırlı kalmayarak hızlanmanın önündeki sözde engeller, hayatın hemen hemen her alanında kaldırılma yoluna gidilmiştir. Örneğin basın-yayın alanında MekGazete (McGazete) olarak anılmaya başlayan USA Tudey (Today) Gazetesi “değersiz gazeteciliği” ile ünlenir “yani yazılarında özün olmamasıyla.” (Ritzer, 2011, s. 123) Ancak bu durum başarısızlıktan ziyade başarı getirir; hatta büyük bir başarı! Öyle ki gazetenin sağladığı bu büyük başarı neticesinde aralarında Niv York Tayms’ın (New York Times) da bulunduğu diğer gazeteler onların izlediği yolu izlemeye başlar; Tudey (Today) editörlerinin ifadesi ile “MekNagıtlarını (McNuggetlarını)” çalarlar. USA Today etkisi ile yayım hayatına devam eden Dı Boka Reton Nivs (The Boca Raton News) isimli gazete de okurların talep ve beğeni ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla şu yollara başvurur, “(…) uzun, karmaşık yazılar çoğunlukla birkaç paragrafa indirilmek zorunda. Yazının içeriğinin büyük kısmı ve temel özelliklerinin çoğu kesiliyor ya da tamamen atılıyor. Hafif haberler ve renkli resimlere önem veren gazetenin ana işlevinin eğlendirmek olduğu görülüyor.” (Ritzer, 2011, s. 33) Her arzın kendi talebini yarattığı gibi, görüldüğü üzere, değişen hayat şartları ve beğeni algısıyla birlikte talep de kendi arzını yaratmıştır. Bu sonuçtan ise sanatın, özelde de edebiyatın etkilenmemesi elbette düşünülemez. Sistem MekDanıldlaşan toplumlar üretirken kendisini çarkın dişlilerine kaptırmış bulan bu toplumlar da “MekEdebiyat”ın (McEdebiyat) ortaya çıkmasına beğeni ve talepleri ile katkı sağlamıştır.




Olumluluk Toplumunda “Anlam”ın Olumsuzluğu


“Olumluluk Toplumu” Bayong Çul Hal’ın (Byung-Chul Han) sıklıkla vurguladığı bir kavram. Bilhassa Şeffaflık Toplumu kitabında bu kavrama geniş yer verir ve şeffaflık toplumunun her şeyden önce bir olumluluk toplumu olarak boy gösterdiğini belirtir. Burada Han’ın şeffaflaşma üzerine sarf ettiği şu sözler oldukça dikkat çekici:


“Şeyler, her türlü olumsuzluktan arındıklarında, pürüzsüzleştirildiklerinde, düzleştirildiklerinde, sermayenin, iletişim ve enformasyonun pürüzsüz akıntılarına direnç göstermeksizin katıldıklarında şeffaflaşırlar. Eylemler işlemsel (operasyonel) hale geldiklerinde hesaplanabilir, yönlendirilebilir ve kontrol edilebilir süreçlere tabi olduklarında şeffaflaşırlar. Zaman, elimizin altındaki bir şimdiler dizisi kertesine getirildiğinde şeffaflaşır.” (Han, 2017, s. 15) 


İşlemsel hâle gelme (verimlilik), hesaplanabilirlik, yönlendirilebilirlik ve kontrol edilebilirlik… Oldukça tanıdık ifadeler. Han’ın çizdiği bu resimden de anlaşılacağı üzere Ritzer’in fast-food kültürünün temelindeki ilkelerin tüm dünya toplumlarına egemen olacağına dair sarf ettiği cümleler bir kehanetten öteye geçmiş ve bugünün toplumlarında bir dayatma olarak hüküm sürer hâle gelmiştir. Bu dayatmaların da neticesinde durma becerisini kaybeden toplumlar edebiyatta soluklanma yerine “çerez” olarak görülen eserleri “tüketirken”, klasik eserleri vb. merak ettikleri zaman ise “gereksiz” olarak görülerek atılan kısımlarla özetler hâline getirilen kısaltılmış baskıların sesli versiyonunu araba kullanırken vs. durumlarda bir taraftan tek elleri ile atıştırmalıklarını atıştırırken diğer taraftan o özetleri dinlemeyi tercih ediyor. Zira durup düşünme, duygulara teslimiyet ve anlam hızlanmanın karşısındaki en büyük olumsuzluk olarak çıkıyor; fakat bilhassa da günümüz olumluluk toplumlarının herhangi bir olumsuzluğa pek hatta hiç tahammülü yok!


Peki, Şu Dikkat Meselesi?


Ritzer’in eserini kaleme aldığı 1990’lı yıllar televizyonların evlerde yavaş yavaş yer almaya başladığı, internetin ise isminin yeni duyulmaya başladığı bir dönem. Yani dikkat dağıtıcı unsurların bugüne kıyasla fazla olmadığı yıllar olduğunu görüyoruz. İçinde bulunduğumuz toplumlarda ise yoğun hayat koşuşturmacasının yanı sıra sosyal medya başta olmak üzere pek çok dikkat dağıtıcı etmenin varlığı mevcut. İstatistikler gün geçtikçe daha fazla insana dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı konulduğunu gösteriyor. Bu durum kitap okuma oranlarına da ve kitap tercihlerine de elbette yansıyor. Bu durumu Hari, Çalınan Dikkat isimli çalışmasında ele alırken Stavanger Üniversitesi’nde okuryazarlık alanında profesör olarak görev yapan En (Anne) Mangen’in “Uzun metin okuma becerimizi, zihni zorlayan metinlerle baş etmemizi sağlayan bilişsel sabrı, dayanıklılığı ve beceriyi kaybetmeye başladığımızdan endişelendiğini” (Hari, 2022) söylediğini belirtiyor. Bu yüzden de kurmaca dışı eserler bir tarafa kurgu eserler de dahi yoğun dikkat gerektirmeyen, çerez olarak görülen MekEdebiyat (McEdebiyat) çıktılarının okurun daha fazla beğenisini kazanmasıyla onlara yönelimin her geçen gün artmakta olduğu ve bu tarz eserlerin rafların çok satanlar listelerinde her geçen gün daha fazla boy gösterdiği görülüyor.  


“Layk”ların (Like) Gücü


Sosyal medya bir taraftan dikkat dağıtıcı bir unsur olurken diğer taraftan davranış psikolojisi üzerindeki etkisi de ortada. Bir eserin çok satanlar listesi, a ödülü, z seçkisi vs. listelerinde adının geçmesi ya da influencer tavsiyesi olması onun bir anda parlamasına yardımcı olurken içeriğinin ne olduğu, ne kadar nitelikli olduğu gibi hususlar genellikle ikinci plana atılıyor. Sosyal medya vesilesi ile de bu tarz eserler bir anda popülerlik kazanarak elden ele dolaşmaya başlıyor. Yoğun etkileşim okura like’lar getirirken okurun aldığı bu beğeniler diğer taraftan beğenme davranışlarını şekillendirebiliyor.     


Sonuç  


Yazının girişinde zikrettiğimiz USA Tudey (Today) Gazetesinin habercisi olan özet gazetelerden Ridırs Daygıst (Reader’s Diegest) ilk amacının, “Yazar ya da editörü mutlu etmek için uzun uzun ve edebî süslerle yazılmak yerine okuru mutlu etmek, 1920’lerin yeni hızlı dünyasında konunun özünü vermek için yazılmış dergi yazıları sunmak” (Ritzer, 2011, s. 87) olduğunu ifade eder. Bugün de pek çok yayınevi bu mantıkla hareket ediyor; daha doğrusu etmek zorunda kalıyor. Zira toplumların kılcal damarlarına kadar sızmış olan bu fast-food kültürünün etkisine karşı koymak ne yazık ki o kadar kolay değil ve işin maddi boyutu yayınevlerini bir noktada artık buna zorluyor. Söz konusu beğeni olduğunda her ne kadar renkler ve zevkler tartışmaz diyerek beğeninin bireyselliğine dikkat çekilse de toplumun pek çok hususta olduğu gibi beğeni yargısının şekillenmesinde de önemli rol oynadığı açıkça görülüyor. Ancak tüm bunlara rağmen nitelikli edebiyatın varlığını sürdürüyor olması ve onun da kendi talebini oluşturan okurların varlığı umut veriyor.   



Kaynakça

Han, B.-C. (2017). Şeffaflık Toplumu. (H. Barışcan, Çev.) İstanbul: Metis Yayınları.

Hari, J. (2022). Çalınan Dikkat. (B. E. Aksoy, Çev.) İstanbul: Metis Yayınları.

Ritzer, G. (2011). Toplumun McDonaldlaştırılması. (Ş. S. Kaya, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.


Yorumlar


Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olun

bottom of page